Elif beş yaşında ve bayramda iki şeyden korkar: el öpmeden önce yanağından makas alınmasından ve annesinin “Hadi kızım, bir şey yap” demesinden. İkincisi daha tehlikelidir, çünkü “bir şey” her şey olabilir.

Bu bayram Trabzon Akçaabat’taki babaanne evinde, salonda yirmi beş kişi varken, annesi Zübeyde Hanım ellerini çırptı.

“Elif, hadi kuzum. Bir şiir oku.”

Dördüncü dize

Elif salonun ortasına çıkarıldı. Önünde yirmi beş yüz, bir sehpa, bir tepsi dolusu fındıklı kurabiye. Ellerini önünde birleştirdi ve okudu. Okulda öğrendiği şiir dört dizeydi. Elif ilk iki dizeyi okudu, üçüncü dizede durdu, dördüncüyü kendi uydurdu. Uydurduğu dize “Annem de çok güzel” idi.

Salon alkışladı. Zübeyde Hanım gözlerini sildi. Babaanne “Maşallah, maşallah” dedi ve üç kez tahtaya vurdu. Tahta bulamayınca sehpaya vurdu.

Elif oturmaya davrandı. Oturamadı.

Pew pew

“Şimdi bir şarkı söyle kızım.”

Elif’in bildiği tek şarkı bir çizgi filmin tema şarkısıydı. Söyledi. Şarkının ortasında bir yerde “pew pew” diye bir ses vardı. Elif bu sesi çok ciddiye aldı. Salondaki büyükler “pew pew” kısmını anlamadı ama yine de alkışladılar. Elif’in amcası “Bunu kim öğretiyor bu çocuklara?” diye sordu. Kimse cevap vermedi, çünkü cevap “sen, tablet alarak” idi.

Telefondaki ses

Bu noktada salonun kalabalık kısmında bir heves belirdi. Elif’in halası Mukaddes, Elif’in geçen bayram dedesini taklit ettiğini hatırladı. “Hadi kuzum, birini taklit et!”

Elif düşündü. Beş yaşındaki bir çocuğun repertuvarı sınırlıdır ama gözlem gücü sınırsızdır.

“Kimi?”

“Kimi istersen!”

Elif kalktı, salonun ortasında bir telefonu kulağına götürür gibi elini yanağına koydu. Sesini inceltti, kaşlarını kaldırdı ve başladı:

“Ay şekerim, sorma. Yine Mukaddes’lere gideceğiz. Kadının evi hep naftalin kokuyor, kek de hep aynı kek, kuru. Ama gitmesek olmaz, laf olur.”

Kek tabakları havada kaldı. Herkes bu sesi tanıdı. Sesin sahibi, Zübeyde Hanım, telefonla konuşurken her zaman kaşlarını böyle kaldırırdı.

Mukaddes Hala’nın elindeki kek tabağı, kucağına doğru yavaşça indi.

Zübeyde Hanım güldü. Yüksek sesle, biraz fazla yüksek sesle.

“Ay bu çocuk! Kimden duyuyor bunları, televizyondan herhalde.”

Elif annesine döndü. Yardımcı olmak istiyordu.

“Hayır anne, sen dün arabada söyledin. Babama. Babam da ‘Ses yapma, çocuk duyar’ dedi.”

Perde

O günden sonra Elif’e kimse taklit yaptırmadı. Şiir okutmaya devam ettiler, şarkı söyletmeye devam ettiler. Ama “Bir şey yap kızım” cümlesi, ailede yeni bir anlam kazandı: söyleyen, ne isteyeceğini iki kez düşünmeye başladı.

Akşam kapıda Mukaddes Hala, Elif’in eline bir paket uzattı. İçinde ev yapımı kek vardı.

“Al kuzum,” dedi. “Kuru ama. Annene de götür.”